Facebook’ta okumaya ve paylaşmaya alıştığınız 1-2 cümleyi geçmeyen yazılardan biraz daha uzun bir yazı olacak bu. O yüzden ancak akıl sahipleri için bu yazıyı kaleme alıyorum.

Geçtiğimiz günler bir ziyaret sebebi ile Tepeören istikametinde yolculuk yapıyordum. 500T otobüsünü İstanbul’lular bilir. Otobüs ile seyri halindeyken bir durağın hemen ardından gelen kavşaktan önümüze aniden son model bir spor araba fırladı. Ani bir frenle hepimiz sarsıldık. Otobüs durdu, spor araba durdu. El kol işaretleri derken otobüs şöförü kapıyı açtı spor arabanın içindeki “züppe” suçlu olduğu yetmezmiş gibi belediye şoförüne saldırmaya başladı. Biz otobüstekiler tepki verince korkup kaçtı ve -kendisinin o yaşta alın teri ile çalışıp almasının imkansız olduğu- spor arabasıyla tam gaz egzosunu bağırta bağırta fırladı..

Ne mi anlatıyorum arkadaşım. Bugün çok benzer bir olaydan 11 can zarar gördü, 10binlerce liralik maddi hasar meydana geldi. Toplumun psikolojisi ve ortak aklı sarsıldı. Neden mi? Bir kendini bilmezin libidosu yüzünden. Diğer bir deyişle nefsani hastalıkları yüzünden.Görüntüler yayınlandı. Kendini bilmez zat, şoföre vuruyor, şoför bilincini kaybedip yere yığılıyor, sonrası malumunuz.

Benim kanaatime göre biz ülke ve toplum olarak, toplumsal aydınlanmayı en az 50 yıl daha göremeyeceğiz; yani 2 kuşak. Bunun sebepleri var. Ülke bazı anlamlarda iyiye gidiyor olabilir. Dünyanın takip ettiği ve sözü geçmeye başlayan, bir çok konuda dünyaya ders veren bir ülke olmaya başladık. Bu güzel. Azimli, kararlı ve başarılı insanlar yetiştiriyoruz ‘bazı’ kulvarlarda. Fakat toplumumuzun geneli -üzülerek söylüyorum ki- rezalet durumda.

Bireysel aydınlanmalar olmadıkça toplumsal aydınlanma hayaldir.

Bu olayı örnek alalım. Bu ‘kişi müsvettesi’, öfkesini yutamayan ve insanlara saldıran bir insan olmak yerine; kendini tanımaya, keşfetmeye ve bilmeye yönelmiş biri olsaydı bu kaza yaşanmayacaktı.

Çünkü ahlak bireyin kendisini etkilediği gibi toplumları da etkileyen bir davranış biçimidir.

Toplumlardaki manevi, spiritüel boşluk insanları öfkeli, yüzü asık, sevmeyen-nefret eden, geçimsiz ve anlayışsız insanlar haline getirdi. Bunu gözlemlemeniz için otobüslere, kamu alanlarındaki kuyruklara, meydanlara, devlet dairelerine, ofislere; yani oralardaki insanların yüzlerine bakmanız yeterli.

Akleden, arayan, araştıran, muhakkik bir insan kendini keşif -dolayısıyla Rabbini keşif- yolunda “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmayı” kendine ilke edinir. Ne demek bu?

Diyelim ki bu olaydaki zat Allah’ın “El Halim” (yumuşak huylu, ince davranan, şefkatli) ismi şerifinden nispetlenmiş olsaydı bu davranışı sergilemeyecekti. Bir başka yerde Allah’ın “El Adl” (Adaletli) ismi şerifinden nispet almış bir insan asla ve asla adaletsizlik, adam kayırma, göz yumma gibi davranışlar sergileyemez. “El Vedud” ismini kendinde açığa çıkarmış bir birey herkesi ve herşeyi sevecektir. “Er Rahman”dan nispetlenen birey herkese ve her şeye merhametle bakabilecektir. “Es Sabûr” tecellisi kişide her olaya karşı sabrı öğretecektir. “El Mü’min” kişiyi güvenilir ve doğru sözlü kılacaktır. Bu liste böyle uzar…

Yüce dinimiz İslam insanlara bir takım kurallar bütünü getirmiştir evet. Fakat bence Kur’an insanlara bunlardan daha değerli bir şey getirmiştir: Esma’ül Hüsna.

Kanımca insanlığın problemi, bu alanda bireysel olarak enfüsünde (kendi benliğinde) Allah’ın esmalarını tecelli ettiren (açığa çıkaran) spiritüel, manevi, ruhani çalışmaları göz ardı etmesidir.

Kur’anı Kerimde 99 adet Allah’ın güzel isimleri vardır. Fakat teolojik ve teorik olarak Allah’ın isimleri sonsuzdur. Bize düşen görev ise ahlakımızı surekli tekâmül (gelişim) ettirerek, bu alanda düzenli ve sürekli çalışmalar yaparak bireysel aydınlanmamızı yaşamamızdır. Bireysel aydınlanmasını yaşamış bir birey, bir Güneş gibi, -Güneş gibi olamıyorsa da Ay gibi- etrafına ışık saçmaya başlayacaktır.
Fakat karanlık bir nefse (zihin ve bünyeye) sahip olan bir birey de bu olayda olduğu gibi etrafına karanlık ve dehşet saçacaktır.

“Allah göklerin ve yerin nurudur (ışığıdır).” [Nur, 35] ‘Görme’ olayı da ancak ışığın varlığında gerçekleşir. ‘Hadiselerin İlmini’ görmenin de bundan bir farkı yoktur. Bu sebeple hakiki aydınlanma -görme- de ancak O’nun Kur’an’ına, Sevgili Rasûlüne ve bu bahçeden yetişen Ariflerin hikmetli sözlerini anlamaya çalışmakla gerçekleşir.

Bundan fazlası sözü uzatmak olur.

Vesselam,

—mirac

23eylül’16

0 151